Türkiye ekonomisi bu yıl yüzde 3,1 büyüme beklenirken 2027 yılında da yaklaşık yüzde 3,8 dolaylarında büyümeye zemin buluyor. Mart ayında yayımlanan raporda bu yıl için yüzde 3,3 ve 2027 için yüzde 3,8 büyüme öngörülebilirken, yüksek enerji ve emtia fiyatlarının sıkı finansal koşullar altında iç talebi sınırlayabileceği ifade ediliyor. Yine de yıl sonuna doğru tüketici güveninin iyileşmesi ve faizlerin düşüşüne bağlı olarak tüketim ve yatırımların güçleneceği değerlendirilmekte. Enflasyon konusunda dezenflasyon süreci sürerken, 2027’nin ilk yarısında yıllık enflasyonun yüzde 20’nin altına inmesi ihtimali üzerinde duruluyor; fakat Orta Doğu’daki gerilim ve olası fiyat baskıları bu süreci olumsuz etkileyebilir. Sıkı para politikasının sürdürülmesi enflasyon beklentilerini düşürmede kilit rol oynarken, gelecek dönemde faiz artışlarının da izlenmesi gerektiği belirtiliyor.
OECD’ye göre enerji fiyatlarındaki yükselişe rağmen Türkiye, petrol, doğal gaz ve gübre ithalatının büyük kısmını Basra Körfezi’nden karşılamadığından doğrudan tedarik risklerinde bazı küresel rakiplerden daha avantajlı konumda bulunuyor. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa’daki talep zayıflığı ve imalat sektöründe üçüncü pazarlarda Çin hakimiyetinin baskısı altında kaldığına da dikkat çekiliyor.
Küresel büyümeye ilişkin uyarılarla birlikte OECD, Orta Doğu’daki savaşın etkileri nedeniyle büyümenin bu yıl ve 2027’de belirgin şekilde yavaşlayacağını öngörüyor. Rapor, ABD-İsrail-İran çatışmasının belirsizliklerini hatırlatırken, savaş sonrası hasarın altyapıyı ve tedarik zincirini yeniden inşa etmeyi gerektireceğini ve bu sürecin ekonomiyi baskılamaya devam edeceğini vurguluyor. Körfez ülkelerinden enerji, LNG, tarımsal ve endüstriyel girdilerde artışlar olmasının çoğu Asya ekonomisini enflasyon baskısına daha açık hale getirdiğini belirtiyor.
İki ana senaryo üzerinden gelecek 18 ayı ele alan OECD, enerji krizi ve çatışmaların süresiyle politika önlemlerinin değişmesi halinde küresel büyümenin nasıl etkileneceğini inceliyor. Sınırlı süreli aksaklık senaryosunda Körfez enerji üretimi bu yılın üçüncü çeyreğinden itibaren kademeli normale dönüyor ve Asya’da enerji arzı sınırlı düzeyde etkileniyor; 2025’te küresel büyüme yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 2,8’e ve 2027’de yüzde 3,1’e yükselmesi bekleniyor. Mart raporunda dünyanın bu yıl yüzde 2,9 ve 2027’de yüzde 3 büyüyeceği öngörüsü de paylaşılmıştı.
G20 ülkelerinde enflasyonun 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 4’e ve 2027’de yüzde 3,1’e düşmesi hesaplanıyor; savaşın sona ermesi ve enerji fiyatlarında daha keskin düşüş durumunda küresel büyümenin biraz daha yukarı yönlü hareket etmesi öngörülüyor. Petrol, gaz ve gübre fiyatlarında yılın ikinci yarısından itibaren yüzde 10’luk ek düşüşün 2027 küresel büyümeyi 0,1 puan artıracağı ve enflasyonu 0,3 puan azaltacağı öngörüsü de bulunuyor.
Uzun süreli belirsizlik senaryosunda Körfez ülkelerinin enerji üretimi ve ihracatında yaşanabilecek kesintilerin 2027’nin ikinci yarısına kadar devam edebileceği ve verimlilik ile yatırımlarda kalıcı olumsuz etkiler oluşabileceği belirtiliyor. Bu durumda 2025’te küresel büyüme yüzde 2,1’e ve 2027’de yüzde 1,8’e kadar gerileyebilir; enflasyon ise yukarı yönlü baskıya maruz kalabilir ve politika faizlerinde bazı ülkelerde 50–75 baz puan artışlar gündeme gelebilir.
Küresel perspektifte uzun vadeli belirsizlikler büyümeyi baskılayabilirken, kısa vadede enerji ve tedarik zinciri şoklarının etkileriyle farklı ülkeler için çeşitli senaryolar öne çıkıyor. Ayrıca şu ana dek bildirilen verilerdeki dalgalanmalar, politika yapıcıların karar süreçlerinde belirleyici olmaya devam ediyor.





































































































