Çin’i ziyaret eden liderler tarafından yayımlanan duyuru, Rusya ile Çin arasındaki stratejik işbirliğinin, çok kutuplu bir dünya düzeninin korunmasında ve uluslararası ilişkiler sisteminin iyileştirilmesinde belirleyici bir rol oynadığını vurguluyor. Işıklı bir değişim dalgasının, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından küresel güç dengelerini hızla dönüştürdüğü bu dönemde, taraflar yeni bir adil dünya düzeni üzerinde uzlaşmayı hedefliyorlar.
İşbirliğinin temeli olarak ifade edilen bağlam, karşılıklı çıkar ve kapsayıcı güvenlik yaklaşımını öne çıkarır. Taraflar, dünya çapında açıklık, bölünmez güvenlik ve demokratik uluslararası ilişkiler ile küresel yönetişim sisteminin güçlendirilmesi konusunda ortak bir taahhüt paylaşıyor. Ayrıca, küresel medeniyetlerin çeşitliliğini ve değerlerini koruma adına kapsayıcı bir yaklaşım benimsediklerini belirtiyorlar ve bu yaklaşımı uluslararası toplumun benimsemesini çağırıyorlar.
İki devletin bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne olan saygısını vurguladığı bildiri, egemenlik temelinde siyaset yürütmenin önemine dikkat çekiyor. Şeffaf ve demokratik bir küresel ekonomi hedefiyle, taraflar tek taraflı baskı ve hegemonya karşısında birleşik duruş sergileyeceklerini ifade ediyorlar. Anlaşmazlıkların barışçıl yollarla giderilmesi gerektiği ve güvenlik dengelerinin kimseyi aleyhine bozmayacak biçimde tesis edilmesi gerektiği kaydediliyor.
Bildiride, uluslararası kurumların geniş katılım ve eşit söz hakkı ilkesine vurgu yapılarak, BM gibi çok taraflı kurumların zayıflamaması ve güçlendirilmesi gerektiği dile getiriliyor. Şu ifadelerle desteklenen görüş, küresel yönetişim sisteminin her devletin karar alma süreçlerine katılımını güvence altına alması ve sürekli yenilenmesini zorunlu kılıyor.
İnsan hakları, ülkelerin içişlerine aşırı müdahaleye gerekçe oluşturulmamalı ve bu haklar siyasallaştırılmamalıdır. Din ve kültür güçlü bir bağ kurmada merkezi bir rol üstlenir; bu nedenle dinler arası diyalog ve etkileşim için uygun koşulların yaratılması çağrısı yapılır. Bildiri, tüm medeniyetlerin eşit ve değersiz sayılmaması gerektiğini, karşılıklı saygı ve diyalog yoluyla kültürel farklılıkların zenginliğe dönüştüğünü vurgular.




































































































