Ocak 2026’da Financial Times’ta yayımlanan ve Türk iş dünyasının tam üyelik sürecine verdiği desteğe vurgu yapan açık mektup, sürecin uluslararası kamuoyuna yansımasını güçlendirdi. Ardından Almanya’nın en çok satan gazetesinde yer alan tam sayfa ilanı, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir yön arzusunu ve paradigmaları yeniden düşünme çağrısını geniş bir kitleye taşıdı.
İldeki çağrı şu şekilde özetlenebilir: Avrupa’nın 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde karşılaştığı yapay zeka dönüşümü, yeşil enerji geçişi, demografik değişimler ve göç baskısı gibi zorluklar karşısında, Türkiye’nin tam entegrasyonu kıtanın küresel yükseliş hedeflerine ulaşması için stratejik bir gerekliliktir. Başbakan Merz’in Münih Güvenlik Konferansı’ndaki vizyonundan hareketle, iki tarafın da güven ve çıtası yükseltilecek bir ortaklığa ihtiyaç duyduğu vurgulandı.
Verimsiz metodolojiye son verme çağrısı Mektupta, Türkiye’nin katılım sürecini engelleyen mevcut yöntemlerin yeninden ele alınması gerektiği ifade edildi. Avrupa değer zincirlerinin uzun yıllardır Türkiye için ayrılmaz bir parça olduğunun altı çizildi ve şu cümlelerle ileriyi görmek istendi: “Türkiye’ye AB üyeliğine dair net bir perspektif sunulması, stratejik berraklık ve karşılıklı güveni yeniden inşa edecektir.” Zaman kavramının siyasi süreçleri geride bıraktığına dikkat çekildi; Avrupalı aktörler olarak gelecek nesillere karşı sorumluluğun gereği vurgulandı.
Güvenlik ve ekonomide entegre ilerleme Metinde ayrıca, küresel arenada Avrupa’nın rekabetçiliğinin güçlendirilmesi için güncellenmiş bir AB-Türkiye Gümrük Birliği ve derinleşen entegrasyon gerektiğine işaret edildi. Türkiye’nin AB’nin yeni ekonomik güvenlik ve savunma mimarisine entegre olması, kıta istikrarı için bir zorunluluk olarak görülüyor.
DEİK’in “kamuoyu diplomasisi” hamlesi sürüyor DEİK’in başlattığı açık mektup serisi Belçika ve AB6 olarak bilinen Fransa, İtalya ve Hollanda başta olmak üzere ülkelerin önde gelen gazetelerinde yayımlanacak ilanlarla genişliyor. Mehmet Ali Yalçındağ, AA’ya yaptığı açıklamada Türkiye-AB ilişkisinin mevcut küresel konjonktürde her iki taraf için de hayati olduğunu belirtti. Yalçındağ, bu vizyonu ortak paydaşlara aktarabilmek amacıyla üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve düşünce kuruluşlarıyla yürütülen bilgilendirme çalışmalarını yoğunlaştıracaklarını kaydetti. Açıklamalarda, bu sürecin sadece ekonomik bir iş birliğinden öte, stratejik bir zorunluluk olarak görüldüğü ve geniş kamuoyuna anlatılması gerektiği vurgulandı.





































































































