Trump, Çarşamba günü yaptığı açıklamada İran kriziyle ilgili müzakerelerin kapalı kapılar ardında sürdürülmesi gerektiğini belirtti ve tek başına anlamlı bir müzakere çerçevesini kabul edeceğini vurguladı. Görüşmelerin ayrıntıları hakkında ek bilgi vermeyen ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı konusuna ilişkin olarak İran ile ortak bir girişim düşüncesini paylaştı. Boğaz üzerinden geçen gemilerden ücret alınması konusunu da ortak bir çerçeve içinde ele almayı planladıklarını ifade etti; bu çabanın güvenliği sağlama ve bölgedeki diğer aktörleri koruma amacını taşıdığını belirtti.
İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesi konusunda ise bu süreçte “İran’da zenginleştirme olmayacak” mesajını yineledi. ABD’nin bölgeden çekilmeyeceğini söyleyen Trump, barış görüşmelerinin 10 Nisan’da başlamasını öngördü ve Çin’in geçici ateşkes sürecinde rol üstleneceğini belirtti. İran ile ABD arasındaki geçici ateşkes süreci, iki ülkenin İsrail’i de kapsayan operasyona karşılık olarak başlattıkları saldırıların ardından ortaya çıktı ve bu adımlar bölgesel gerilimi yeniden şekillendirdi.
8 Nisan saat 01.30’da ateşkesin kabul edildiğini duyuran Trump, Hürmüz Boğazı’nın açılması şartıyla iki haftalık bir ateşkes öngörüldüğünü ifade etti ve İran’dan gelen on maddelik teklimin bu sürece uygulanabilir bir zemin olduğunu vurguladı. İran, savaş hedeflerine ulaşmayı hedeflediğini belirten açıklamasında nihai görüşmenin İslamabad’da en fazla 15 gün içinde sonuçlandırılmasının amaçlandığını bildirdi.
Ateşkese Lübnan dahil değil açıklamasını yapan Trump, iki haftalık ateşkes anlaşmasına Hizbullah nedeniyle Lübnan’ın dahil olmadığını açıkladı. Lübnan’ın anlaşmada yer alıp almadığı yönündeki soruya, “Evet, dahil edilmediler” yanıtını verdi ve Hizbullah yüzünden bu kararın alındığını belirtti. Ayrıca İsrail’in Hizbullah’a yönelik operasyonlarına dair sorulara, bu konunun anlaşmanın bir parçası olduğunu ve herkesin bunu bildiğini söyledi; bu durumun ayrı bir çatışma olarak görüldüğünü kaydetti.
Geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi ise Lübnan konusunun anlaşmaya dahil edilmediğini savundu ve Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdü.





































































































