• YARIM ALTIN
    22.395,00
    % -0,01
  • AMERIKAN DOLARI
    44,7295
    % 0,08
  • € EURO
    52,8355
    % 0,47
  • £ POUND
    60,8027
    % 0,66
  • ¥ YUAN
    6,5719
    % 0,27
  • РУБ RUBLE
    0,5911
    % 0,44
  • BITCOIN/TL
    3386701,609
    % 5,85
  • BIST 100
    14.219,33
    % 1,14

Yaş Meyve-Sebze Sektöründe 2025 Değerlendirmesi ve 2026 İçin Riskleryle Fırsatlar

Yaş Meyve-Sebze Sektöründe 2025 Değerlendirmesi ve 2026 İçin Riskleryle Fırsatlar

Uludağ İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Berdan Ber, yaş meyve ve sebze sektörünün 2025’i üretim ve dış ticaret açısından zorlu bir yıl olarak tamamladığını belirtti. Nisan ayında yaşanan don olayı, meyve rekoltesinde önemli kayıplara yol açtı ve bu durum hem ihracat hacmini düşürürken iç piyasada fiyatları yukarı yönlü baskıladı. 2025’te ihracat miktarında bir önceki yıla göre yaklaşık %16’lık bir gerileme gerçekleşirken, değer olarak %9 artış kaydedildi. Böylece yaklaşık 4,2 milyon ton olan toplam ihracat 3,5 milyon tona geriledi; ihracat geliri ise 3,4 milyar dolardan 3,7 milyar dolara yükseldi.

Ber, özellikle kiraz, şeftali, armut, elma, nar ve ayva gibi ürünlerde çiçeklenme ve tomurcuklanma döneminde yaşanan donun kayıplara yol açtığını ve bunun ihracat performansını doğrudan etkilediğini vurguladı. Kur baskısının rekabet gücünü zayıflattığına dair görüşünü paylaşan Ber, 2025’te sadece iklim kökenli sorunların değil, ekonomik politikaların da sektör üzerinde belirleyici rol oynadığını söyledi. Döviz kurlarının enflasyon karşısında zayıf kalması, yabancı pazarlarda Türkiye’nin rekabet gücünü aşındırdı; Avrupa odaklı rakiplere kıyasla maliyet baskısının arttığını ifade etti.

İktisadi bağlamda, toplam yaş meyve sebze ihracatının ülke ekonomisindeki payı sınırlı olsa da sektörün üretim ve istihdam açısından stratejik bir konuma sahip olduğuna dikkat çekti. Ber, toplam ihracata yaklaşık %5’lik bir kur desteğinin kamuya düşük maliyetle yansıyacağını ve buna rağmen yüz binlerce üretici ve ihracatçı için önemli bir rahatlama sağlayacağını belirtti.

2026’ya dair ana riskler olarak maliyetler, kur politikaları ve lojistik baskıların süreceğini söyleyen Ber, iklim şartlarının mevsim normallerinde seyrettiğini ancak devlet destekli rakip ülkelerin baskısının Türkiye’nin pazar payını zorladığını ifade etti. Özellikle Mısır’ın ihracata devlet desteğiyle uluslararası pazarlarda daha agresif davranması, Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflatabilir; fakat İran’da olası üretim daralması durumunda Türkiye için Rusya pazarı açısından yeni fırsatlar doğabileceğini vurguladı.

İran ve Rusya arasındaki ticari bağların güçlü olduğuna işaret eden Ber, geçmişte uçak krizi döneminde Türkiye’nin bu pazarlarda önemli kayıplar verdiğini hatırlattı. Ancak İran’ın üretimde zayıflaması halinde Türkiye’nin yeniden tercih edilen tedarikçi konumuna gelebileceğini ifade etti. Ortadoğu pazarlarındaki belirsizlikler sürerken arz fazlası durumunda Avrupa’da alternatif tedarikçilere karşı rekabet avantajı elde etme mümkünlüğü de bulunuyor.

Navlun maliyetlerindeki artış kârlılığı törpülemeye devam ediyor. Özellikle Uzak Doğu ve denizaşırı pazarlar için lojistik giderlerinin belirginleştiğini belirten Ber, devlet destekli hava ve deniz lojistiği modellerinin bu pazarlardaki payı artırabileceğini savundu; kısa vadeli navlun desteği veya vergisiz mazot gibi uygulamaların ise yakın coğrafyada ihracatı rahatlatabileceğini söyledi.

Pestisitler ve gıda güvenliği konusundaki ilerleme, izlenebilirlik temelli sistemlerin güçlenmesiyle birlikte sürdürülebilirliğe dair önemli kazanımlar doğurdu. Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük üretici ülkelerinden biri olmasına rağmen pestisit kullanımında Avrupa Birliği kriterlerinde binde 3 (0,3%) geri bildirim oranı elde ettiği belirtildi. Üretim ve ihracat aşamasında yoğun denetimlerin sürdüğünü, ancak buna bağlı ek maliyetlerin de doğduğunu ifade eden Ber, izlenebilirlik altyapısı güçlü firmalar için Güvenli Firma benzeri bir unvanın sektöre katkı sağlayabileceğini söyledi.

İç piyasa ve maliyet dengesi üzerine konuşan Ber, 2025’in olağanüstü kuraklık ve maliyet şokları nedeniyle istisnai bir yıl olduğuna vurgu yaptı. Tarladan raf arasındaki fiyat farkının yalnızca aracılık marjlarından kaynaklanmadığını; işçilik, ara nakliye, ayıklama, paketleme, vergi, işletme giderleri ve şehirler arası lojistiğin maliyeti önemli ölçüde etkilediğini ifade etti. Örtü altı üretimin maliyetinin asgari olarak yaklaşık 30 TL/kg seviyesinde olduğunu ve üretim yöntemine göre bu rakamın daha da yükseldiğini kaydetti.

Sürdürülebilirlik başlıkları arasında su, enerji ve planlı üretim konularının öncelikli olduğuna değinen Ber, AB Yeşil Mutabakatı ile uyumlu, devlet destekli ve bilimsel temelli bir dönüşüm programına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Yenilenebilir enerji kullanımı, yağmur suyu hasadı, pestisit azaltımı, iyi tarım uygulamaları, karbon izi takibi ve geri kazanım gibi konularda yol haritalarını güçlendirmek gerektiğini belirten Ber, verimlilik ve üretim çeşitliliğinin artırılması için planlı üretim modelinin etkin uygulanmasının önemine dikkat çekti. “Gıda bir ülkenin milli güvenlik meselesi” ifadesini yineleyen Ber, üretici, ihracatçı ve kamu işbirliğinin Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminde ve ihracatında daha güçlü bir konuma taşıyacağını ifade etti.