Sosyal medyada paylaşılan ifadelerin beni derinden etkilediğini belirtmek isterim. Konuşmalarımın açıklık kazanması için burada adım adım durumu yeniden ele almak istedim. Enflasyonun tüm sorunların kaynağı olduğunu söyledim ve bu mücadelenin en öncelikli hedef olduğunun altını çizdim. Yanlış anlaşılmaların önüne geçmek adına, enflasyonla mücadeleden daha önemli hiçbir konu olmadığını tekrar vurguladım.
Program dahilindeki çalışmaların gece gündüz yürütüldüğünü, çalışanların yıpranmasını istemediğim için bu konuyu daima önceliklendirdiğimi ifade ettim. Hazine ve Maliye ile TCMB’nin yöneticileri hakkında ortaya çıkan üzücü durumlar karşısında onların haksızlığa uğramaması gerektiğini vurguladım; onlar için adaletli bir yaklaşımın en önemli sorumluluklarımızdan olduğunu belirttim. İran ile savaş konusunda sorumluluğun bizde olmadığını, petrol fiyatlarındaki yükselişin sorumluluklarını da paylaşıyoruz. Şu anki dönemde enflasyonla mücadele programını mevcut şartlara göre revize etmemiz gerektiğini belirtmeden duramadım.
Gelecek için hedeflerimle paralel olarak, ülkemizin karşı karşıya kaldığı zorlukları paylaşırken iletişim stratejisini bu realitelere uygun kurgulamanın gerekliliğini ifade ettim. “Enflasyon alsın başını gitsin” ifadesini maksadını aşacak bir şekilde yorumlanmaması gerektiğini vurguladım; böyle bir yaklaşımın ekonomiye zarar vereceğini söyledim. Yanlış giden noktaların düzeltilmesi için, gecikmelere yol açan dış etkenlerle mücadele ettiğimizi ve bu süreçte aşırı enerji harcadığımızı kabul ettim. Yılın sonunda enflasyonun %27-28 aralığında olabileceğini öngördüğümü paylaştım ve durumun daha da netleşmesi için görüşmeleri sürdürmemizin gerekliliğini belirttim.
Yeni bir yol arayışı yerine, enflasyonla mücadeleyi kutsal bir görev olarak gördüğümü ifade ettim ve bu uğurda sonuna kadar ilerleyeceğimi belirttim. Mücadelenin sonunda nerede olduğumuzu görmek için doğru ortam ve zamanın önemine vurgu yaptım. Küresel ticarette müttefiklerle uyum içinde hareket ediyoruz; Türkiye, bu alanda kilit bir paydaş olarak konumunu güçlendirmeye devam ediyor. Orta Doğu’da üretim altyapısını güçlendirmek için gerekli adımların atıldığı bir konjonktürde, artan iş gücü maliyetlerinin yaratabileceği etkileri dengeleyici unsurların da bulunduğunu ifade ettim. Sanayi Dönüşüm Programı ise bu süreçte müttefikler arası ticarete odaklanan önemli bir yapı olarak dikkat çekiyor.





































































































