• YARIM ALTIN
    21.682,00
    % 2,05
  • AMERIKAN DOLARI
    47,7179
    % 0,00
  • € EURO
    55,1714
    % -0,04
  • £ POUND
    64,5610
    % 0,22
  • ¥ YUAN
    7,0743
    % -0,04
  • РУБ RUBLE
    0,5813
    % -0,31
  • BITCOIN/TL
    3090486,702
    % -0,60
  • BIST 100
    13.819,45
    % 0,29

NATO Zirvesi Öncü Gerginlik ve Avrupa Savunma Kapasitesi Üzerine Analiz

NATO Zirvesi Öncü Gerginlik ve Avrupa Savunma Kapasitesi Üzerine Analiz

ABD Başkanı Trump ile savunma harcamaları ve İran konusundaki anlaşmazlıkların, Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinin katılımıyla Ankara’da yapılacak NATO zirvesinin odak noktası olarak görüldüğü görülüyor. Avrupa için asıl mesele, zirvenin Avrupa’nın savunma sorumluluğunu kendi girişimleriyle artırma yönündeki sinyallerini taşıyıp taşımayacağı mı, yoksa Washington’un desteğini kısmasıyla mı belirlenecek belirsizlik mi olacak?

Analizi yapan Bloomberg’in Avrupa Strateji Departmanı yetkilileri, zirveye dair öngörülerin merkezinde şu sorunun yer aldığını belirtiyor: Avrupa ülkelerinin savunma bütçelerini artırma çabaları, savunma alanında daha bağımsız kapasite geliştirme yönünde ilerleyecek mi, yoksa bu konudaki ilerleme sadece siyasi mesajlarla mı sınırlı kalacak?

Bir Krizin Önlenmesi çerçevesinde, Rutte’nin zirve öncesi Trump’ı Avrupa ortaklarının savunma harcamalarını artırmaya ikna etme çabaları dikkat çekiyor. İran konusunda, NATO müttefiklerinin ortak hatlar belirlemek için Fransa-İngiltere liderliğindeki yaklaşımı hatırlatmaya devam edeceği öngörülüyor. Ayrıca, ABD’nin Ukrayna konusundaki baskıyı sürdürmesi konusunda Moskova ile ilişkileri etkili tutmaya çalışılıyor.

Rutte’nin savunma harcamaları konusunda Avrupa ülkelerinin büyüyen oranlarda artış gösterdiğini vurgulaması, ancak GSYH’nin %3,5’lik temel hedefinde herkesin tam uzlaşmayı sağlamasının zor olduğuna işaret ediyor. Genel hedefin %5’e yaklaşması ihtimali ise beklentilerin ötesinde görünüyor. Avrupa’da harcamaların artırılması, ABD’nin istihdam yaratmasına katkıda bulunurken, gerçek finansal hareketliliğin çoğunlukla yerli savunma sanayine kaydığı da bir gerçek olarak ortaya çıkıyor.

Washington’ın SAFE ve EDIP gibi programlar üzerinden Avrupa savunma girişimlerine olan katılımına yönelik eleştiriler zirvede yeni bir gerilim noktası olabilir.

Savunma Duruşu bölümünde, Almanya Başbakanı Merz’in zirve öncesinde ABD şirketleriyle ortak silah üretimi arayışıyla, Washington’a Avrupa ve Ukrayna’ya bağlı kalınması için yeni bir gerekçe sunulmasının ötesinde, potansiyel kapasite açıklarını kapatmayı hedefleyen adımlar dikkat çekiyor. Bu adımlar arasında ABD askerlerinin geri çekilmesi ve Almanya’ya Tomahawk füzeleri konuşlandırma planlarının iptal edilmesi de bulunuyor. Avrupa ülkeleri ise bazı silah sistemlerinin ABD’nin ülke içi varlığıyla uyumlu olarak değişmesini, bazı kararların ise uzaktan gözetimle yapılmasını talep ediyor. Zirvede olası bir çatışmanın etkilerini azaltmak için, ABD’nin Avrupa’daki asker konuşlandırmalarını süregelen bir incelemeye alması da tartışılıyor. Ancak bu inceleme, kısa vadede kritik kapasite boşlukları yaratma riskini beraberinde getiriyor ve Rusya’nın caydırıcılığını zayıflatabilir.

Kapasite Sorunu: Hız ve Teslimat noktasında ise asıl mesele, ABD’nin NATO 3.0 yaklaşımıyla savunma sorumluluğunu Avrupa’ya devretme sürecinde, Avrupa’nın kendi askeri kabiliyetlerini gerçekten inşa edip edemeyeceği. Zirvedeki teknik görüşmelerin, artan harcamaların Avrupa’nın kapasitesini güçlendirmeye ve Rusya’yı caydırmaya nasıl dönüştürüleceğini somut olarak ele alması bekleniyor. Birincil zorluk, hızla ilerleyen karar alma süreçleri nedeniyle askeri konuşlandırmalarda ve varlık planlamasında görülebilecek öngörülemezliktir. İkinci zorluk ise uygulama aşamasında yatıyor: Avrupa savunma sanayisi hâlâ parçalı bir yapıya sahip ve büyük ortak projeler, ulusal öncelikler nedeniyle zaman zaman hedeflerden sapıyor. FCAS gibi girişimlerin geçmişte yaşadığı aksaklıklar, ortaklıkların stratejik hedeflerle uyumunu zorlayabilir.

Gelişmeleri izleyen analistler, zirvenin Avrupa savunma politikalarını nasıl şekillendireceğini merakla bekliyor.

Çoğul Amaçlı Yaklaşım, Avrupa’nın kendi savunma endüstrisini güçlendirme ve Rusya’ya karşı daha bağımsız bir caydırıcılık geliştirme hedefleriyle örtüşüyor. Ancak mevcut yapı, savunma harcamalarının büyük bir kısmının yerli firmalara yönlendirilmesini gerektirirken, bu durum ABD ile olan bağları zayıflatmadan nasıl sürdürülecek sorusunu da beraberinde getiriyor. ABD’nin savunma harcamalarına bağlılık, Avrupa’daki pek çok ülke için hâlâ kritik bir dengede duruyor.

Teknoloji ve Tedarik Zinciri konusunda ise, artan savunma bütçelerinin üretim artışına dönüştüğü görülüyor; fakat sanayinin parçalı yapısı, entegrasyonu ve ortak projelerin ilerleyişini yavaşlatıyor. Avrupa’nın kendi kabiliyetlerini güçlendirmek adına yapacağı yatırımlar, kısa vadede bazı ülkelerde 'hedefe ulaşamadı' eleştirilerini tetikleyebilir. Yine de uzun vadede, savunma sanayii alanında birleşik bir Avrupa vizyonunun benimsenmesi, Rusya ve diğer potansiyel tehditlere karşı daha dayanıklı bir konum sağlayabilir.

Sonuç olarak, zirve sonrası süreç, Avrupa’nın kendi savunma yetkinliklerini güçlendirme yönünde atacağı adımların hızına ve uygulanabilirliğine bağlı olarak şekillenecek.